Browsing: Makale

Bir Ömürlük Zaman

· Saat, ille de namussuz saat.. Nakaratı “ tik-tak, tik-tak “ olan şarkısını söyler zamanın. · Her şeyin ilacı saymışız zamanı. Tuz yerine zamanı basmışız kanayan yaralarımıza.. · Bazen geçmek bilmez. Bazen de su gibi akar zaman. Farkında bile olmaz insan.. · Zamanla susar yüreğimizin sesi, kurur belki gözyaşımız. Oysa hiç dinmez sevdiklerinin acısı..…

İşçiydi Benim Babam

– Buğday başağı kaş, pala bıyık Çokça emek, okkalı alınteri Ve elinde kat kat nasır gülleri Kazandığı her kuruş helalinden Babamdan bilirim ben işçiyi -*- İşçiydi benim babam Ya emek hırsızı bir patron Ya halkını aldatan bir siyasi Ya ruhu kanlı işkenceci olsaydı Şanslıyım diyorum Oğlu olduğum için bir işçinin -*- Kimine atasından mal, mülk…

Bir Bankın Dilinden…

Bizi daha çok parklarda, otobüs terminallerinde, tren garlarında, sahillerde yani kamusal alanlarda görürsünüz. Metal, plastik, beton olanlarımız da vardır, ama en çok ahşaptan yaparlar bizi. “Park kanepesi, sokak mobilyası” da derler, ancak çoğunlukla “bank” dersiniz bize. Oturak, yaslanmanız için arkalık ve kolluklardan ibaret basit bir eşyayız. Bazılarımız da arkalık, kolluk olmaz, sırt sırta da oturabilirsiniz.…

Sizin Lakabınız Yok mu?

Sizin köyü bilmem ama bizim köyde hemen herkesin lakabı vardı. Misal benimki Küs Küs Hasan’dı. Lakaplar belli bir merkezden, yasa gereği verilmiş unvanlar değildi. Köylünün değişik sebeplerle birbirlerine yaptığı yakıştırmalardı. Lakaplar genelde çocukken ya da ilk gençlik dönemlerinde takılmış, farklı şekiller de ortaya çıkmıştı. Kimine bedensel kusurlarından dolayı kel, kör, topal, çolak, dilsiz, sağır, kambur,…

Köylü Tercüman

Fatma bu köye at üstünde gelin geldiğinde, on yedi yaşına yeni basmıştı. Köy demek, toprak demekti. Oysa avuç içi kadar toprağı olmayan, yoksul bir aileye gelin gelmişti. Kaynana, biri evli iki kayını ve görümcesi ile iki oda, mutfak ve hayvanların ahırından oluşan kerpiç bir evde, tüm aile birlikte yaşayacaklardı. Fatma, gelin olmanın mutluluğunu yaşıyordu…

Şaşırmadım..

Şehirler arası otobüs yolculuğu.. Çevirme var, asayiş ekipleri kimlik kontrolü yapıyor.. Önümde yetmiş yaşın üzerinde bir amca.. Molalarda eşlik ediyorum, otobüsü şaşırıyor.. Herkes kimliklerini çıkarıyor, amca da epey arandı. Gelen memura kimliğini uzattı. Memur; “ Tamam amca, gerek yok “ dedi.. Belli ki o yaşta bir adamı tehlike olarak görmüyordu. Ertesi sabah bir haber; “…

Hadi Canım..

Hanım, “ Mahalleye yeni bir market açılmış, eleman alıyorlarmış, bir sor bakalım “ dedi. Markete gittim, içini dolaştım, raflarda ki ürünlere baktım. İster inanın, ister inanmayın, ürünler dile gelmiş, şakııır şakır konuşuyolar.. Pirinç, Amca, dedi, ben Mısır’dan geldim.. Buğday’ Abi, dedi, ben Rusya’dan ithal geldim. Çay, Dayı, dedi, ben Sri Lanka’dan geldim. Bakla, Abey, dedi,…

İZ ..

Düşündünüz mü, niye varız şu sosyal medya denilen arenada.. İz bırakmak telaşımızdan olmasın.. Tarihte kölelerin kanı, canı pahasına saraylar, anıtlar yaptıran krallar, hükümdarlar da iz bırakma çabasındadır.. Kendi egemenlik alanlarını belirlemek için kokularını bırakan hayvanlar bile iz bırakmak derdindedir. Sevdiğinin canını yakanda, onun için canını feda eden de iz bırakmak peşindedir.. Çocuk yapmak bile yarına…

Gurbet Denince..

Gurbet denince aklıma, yeşil renkli fanila gelir. ve anamın paramı yolda çaldırmayayım diye, fanilamın iç kısmına diktiği gizli cep.. Gurbette ki ilk gecem gelir aklıma, ve ucuz bir otel de sarılıp yalnızlık battaniyesine, hıçkırarak ağlayışım.. Yirmi saat süren şehirlerarası otobüs yolculuğu gelir, ve yarım saatlik molalar.. Sonra, gözleme ayran.. Sonra gurbet türküleri gelir aklıma, “…

Müzik..

Rivayet değil, Gerçektir hâkim bey Dinler bizim çocuklar Dinler, piyano aşkına.. Beethoven de dinler Türkü de.. Dinler bizim çocuklar Dinler, gitar aşkına.. Mozart da dinler Ağıt da.. Dinler bizim çocuklar Dinler, sazın aşkına.. Rodrigo da dinler Halay havası da.. Dinler bizim çocuklar Dinler, davul-zurna aşkına.. Neylersin işte Şair ruhludur bizim çocuklar.. Ve böyle bilirler “…

1 2 3 14