Browsing: Hasan Aksoy Yazilar

Vesikalık Fotoğraf..

– İş için mi, dedi. – Yok, işi kim kaybetti ki biz bulalım, kimlik değişimi için, dedim. – O zaman gömlek kravat gerek. Böyle bisiklet yaka olmaz, dedi. – Gidip değiştireyim, dedim. – Bu durumlar için yedek kıyafet bulunduruyoruz, deyip askıdaki gömlek ve kravatı gösterdi. Gömleği giydim, bana iki beden büyük, içinde kayboldum. Öncesinde defalarca…

Gel, gel de gör hele..

Cüppe diktirdik kadıya cepli düğmeli Kırdığı kalemden kendi bile şüpheli Şaşırdık gayrı kimi kime şikayet etmeli Bozulmuş terazi, gel gel de gör hele -*- Başmüdür eyledik enişteyi hazineye Beş milyon harçlık verdik imefeye Ekmek astı küçük ortak pencereye Şahlandı ekonomi, gel gel de gör hele -*- Hormonlu nesil tarih öğrenir tivide Sarık sakal bugünlerde pek…

Kerpiç Ev..

“ Abi, yeterli yolcu olmadığı için o köye giden araç kaldırıldı” dedi köy garajında ki görevli. “ İlçe belediye arabasıyla gider, yol ayrımında inersin”, diye de ekledi. Mahmut en son on yıl önce, babasının vefatında gelmişti şehrine, köyüne.. O zaman köye iki minibüs çalışıyordu. Yol ayrımına geldiklerinde araçtan indi. Köyü gösteren tabela değişmiş, yerine “mahalle”…

GÜL ile BÜLBÜL..

Şehrin keşmekeşi, iş stresi, insanlar.. Bıkmış, usanmış, canımdan bezmiştim. Emekli olunca gözden ırak, insan izinin, sesinin, gölgesinin olmadığı bir yere kaçmak istiyordum. Öyle de yaptım, bir ormanın derinliklerine sığındım. Dere kıyısına çadırımı kurdum. Toprak kokusu, rüzgarda salınan yaprakların hışırtısı, kuşların cıvıltısı.. Dere boyunca güller, rengarenk çiçekler.. Cennetti burası cennet. Çadırın önünde tezgahımı kurmuş, hafiften demleniyordum…

GECE KONDUK..

Yıllar sonra bir cenazede karşılaştığım liseden arkadaşım Mehmet, “ bir akşam yemeğe bekliyorum “ dedi. Biz üniversite filan diye sürünürken, o evlenmiş, ev bark sahibi olmuş. Davetini kabul ettim, bir akşam verdiği adrese yollandım. Minibüse bindim, akşam iş dönüşü olduğu için tıklım tıklımdı. Bir ayağım içerde diğeri dışarda. Aracın kapısı kapanmadığı için izbandut gibi bir…

Soy Ağacı..

Okulda öğlen arasıydı. Öğretmenler odasında, ahşap masanın etrafında kümelenen öğretmenler vakit öldürüyorlardı. Eskiden teneffüs aralarında bakanlığın izin verdiği gazete, kitap filan okunurdu. Şimdilerde hepsinin elinde bir cep telefonu, kimi haberlere bakıyor, kimi oyun oynuyor, kimi de gelen mesajlarına bakıyordu. Edebiyat öğretmeni Şehmuz; “ Hocam duydunuz mu, internette e- devlet üzerinden soy ağacımızı görebiliyoruz “ diye…

Ahırın Direği..

Apaydınlık bir yaz gecesiydi. Yılmaz, döşek niyetine serdiği otların üzerine uzanmış, gökyüzüne bakıyordu. Ay akşamdan doğmuş, güneşten nöbeti devralmış gibiydi. Gri renkli bulutlar gökte otlayan koyunlara benziyordu. Yıldızlar ayın gölgesinde kalmaya isyan edercesine yanıp sönüyorlardı. Rüzgar toprağın, biçilmiş ekin ve otların kokularını sürünmüş Ilık ılık esiyordu. Gün boyu güneşin altında çalışan işçiler tarlanın farklı köşelerine…

RAKI İLE MUHABBET..

– Salgın hastalık günleriydi. Maskesiz sokağa çıkamıyor, eş dostla bir araya gelemiyorduk. Çilingir soframı kurmuş, yalnız başıma demleniyordum. Bir ara kendi kendime; “ Ulan virüs, hasret kaldık dost muhabbetine. Şu zıkkım da yalnız içilmiyor ki ” diye söylendim. O anda bir ses; “Zıkkım demeyeydin iyiydi” dedi. Korkudan nasıl zıpladımsa, başımı tavana toslayıp, sırtüstü yere yapıştım.…

Yedek Anahtar..

Cevdet saatlerdir yatakta dönüp duruyor, gözüne uyku girmiyordu. Emeklilik tazminatına eklediği banka kredisiyle, yıllardır hayalini kurduğu şeyi nihayet gerçekleştirmişti; o artık bir ev sahibiydi. Gerçi on yıl boyunca kredi ödeyecekti ama olsun, keyfine diyecek yoktu. Ertesi gün taşınıyordu, heyecanı bundandı. “ Ömrüm kiralarda geçti ” diye söylendi. Kiracılık serüveni tekrar tekrar geçiyordu gözünün önünden. İlkokulu…

Toprak Ana..

Apartman dairesinin kafes kadarcık balkonunda oturuyordum. Birkaç bina ötede boş bir arsa.. Arsa da kocaman bir ceviz, birkaç vişne ağacı.. Çocukların tek oyun alanı.. Burada topun peşinde koşar, sürekli birbirlerine bağırırlar. Derken, devasa bir kamyon geldi, arsanın önünde durdu. Canavar ağızlı bir kepçeyi araçtan indirdiler. Adamlardan biri “ ula gidin başka yerde oynayın “ dedi.…