Browsing: Hasan Aksoy Yazilar

Gözler, ah o gözler..

Gözler deyince bir şarkının nakaratı gelir aklıma; “ Gözler kalbin aynasıdır / Yalan nedir bilmez onlar.. “ Gerçekten öylemi, yoksa göz ne derse kalp ona mı inanır? Ela göz, kahve göz, mavi, yeşil göz.. Şehla göz, çekik göz, mahmur göz, badem göz.. Göz ve kalp.. Ne çok şey yazılıp çizilmiş onlar için.. Hangi organ daha…

BAYRAM..

Çocukluğumuzda, Köy evlerinin ahşaptan kapılarını tekmeleyip, çökelek kokan ellerini öptüğümüz büyüklerin vermiş olduğu çay şekeri demekti bayram, Babamızın şehirden aldığı, daha kalıp saçakları üzerinde duran Angara Lastiğinden ayakkabı demekti bayram, Şehirli çocukların yaz tatilinde köye geldiklerinde bize verdikleri yıpranmış Zagor, Teksas, Tommiks kitapları demekti bayram, Anamızın sac üstünde yaptığı ekşili ekmeğe tereyağı veya salça sürüp,…

Mezarlıkta Kahkaha..

Selahattin sekiz yıllık eşi Cemile’ye; – Cemile, ben evlenmeye karar verdim, dedi. Dizlerinin bağı çözüldü, yüreği sıkıştı, gözleri karardı Cemile’nin, olduğu yere yığıldı. Son zamanlarda kocasında ki değişikliği fark etmiş, ama böylesi bir şeyi aklından bile geçirmemişti. Sekiz yıl önce İmam nikahıyla evlenmişlerdi. Biri okul çağında üç çocukları olmuştu. Gözyaşlarını silerken; – Peki ya çocuklar,…

Hep Son Çocuklar Öldürür Annesini..

Beşinci çocuğuna hamileydi Cemile gelin. Karnı burnunda, ha doğurdu ha doğuracak. Ortalığı yakıp kavuran yaz güneşinin altında alnından gözlerine süzülen teri tülbendinin ucuyla sildi. Kendisi, kocası Mustafa ve aynı köyden Kürt Rıza ile karısı Fatey Ana orakla ekin biçiyorlardı. -*- Ali ağanın bu köyde hatırı sayılır toprağı vardı. Yağmur mevsiminde bolca yağmış, ekinler de coşmuştu…

Ölünce Köyüme Götürün Beni..

Ne çok insan, yazılı ya da sözlü vasiyet eder; “ ölünce köyüme götürün beni..” -*- Anadolu’nun uzak bir köyünde gelmişsindir dünyaya.. Karnını doyurmak yahut daha iyi bir gelecek umuduyla, Ya da kapılıp şehrin ışıltısına, ne bileyim işte bir sebepten Ayrılmak zorunda kalırsın gözünü açtığın topraklardan.. Düşersin gurbet yollarına, İstanbul, Ankara, İzmir.. Kimimiz Hollanda, Fransa, Almanya,…

Sınırsız..

Kalksın istiyorum dünya da sınırlar Kervan geçmez, kuşlar konmaz Gül açmaz dikenli tellerde Oysa en gür otlar, İnadına sınırlarda biter.. Hadi sınır çiz, çiz çizebilirsen Gökte göçen kuşa, denizde balığa.. -*- Yıkılsın istiyorum dünya da duvarlar Mademki dünya tek, Babamız Adem, anamız Havva.. Gidenlere kalmadı, Bize de kalmayacak Madem ki yalan şu dünya.. Hadi sınır…

Sokaklar..

Şehrin hayata açılan kapılarıdır sokaklar.. Kimi zaman sığmazsın yüreğinin odalarına, atarsın kendini sokaklara.. Köye benzemesin diye, meyvesiz ağaç dikerler şehirde sokak kenarlarına.. Sokak başlarında elinde gül, sevgiliyi beklermiş acemi ve saf aşıklar eskiden.. Kimi sanatını taşır sokağa, orda yeşerir güzelim şarkılar, türküler.. Adını sokaktan alır, yasaklarımız bile; “Sokağa çıkma yasağı” Olmasa sokak lambaları diyorum, belki…

Bozamadın bu oyunu be Kadirim..

Oturduğumuz apartmanın çekme katında iki çocuklu bir aile yaşıyordu. Baba elli yaşlarında, kara, kuru, yanpiri, kıllı örümcek gibi bir herif.. Kantara çıkarsan kırk kilo gelmez.. Anne ise iri yarı, dev gibi bir abla.. Kantara çıkarsan yetmiş kiloyu vurur.. Bu ailede kavga eksik olmazdı. Hem de ayda birkaç kez.. Adam kadını, çocukları döver, bir çakal gibi…

Kaymaklı Bisküvi..

Siz hiç bir başkasının yerinde olmak istediniz mi? Ben olmak istedim.. Kimin mi; köy bakkalının oğlunun yerinde.. -*- Her köyün küçük yada büyük bir meydanı vardır.. Bizim köyün de vardı.. Şehre giden tek minibüsün yolcuları indirip, bindirdiği meydan.. Büyük baş hayvanların sabahları yaylıma götürülmeden önce toplandığı meydan.. Meydanın bir tarafında kıraathane, diğer tarafında ise köy…

PİKNİK..

Babam, dalgın, düşünceli; “ Seksen yılını köyde geçirmiş biri şehirde yapamaz, sudan çıkmış balığa döner “ dedi. Bir süredir İstanbul’da yanımızdaydı. Belli ki sıkılmış, köyü özlemişti. Doğrudan “köyü özledim”, demiyor da böyle atasözü gibi laflar ediyordu. Biraz dışarı çıkarsam, diye düşünürken piknik geldi aklıma. Şehirde bir avuç yeşilin olduğu her yerde piknik yapılabilirdi. Kavşaklarda, mezarlıkta,…