Giriş

Powered By Saaraan

Haber Listesi

Kayıt ol

IsakoyuBOOK

Yeni üyeler

  • itumy
  • ibecofeq
  • oqake
  • uhevacu
  • iquzom

Etkinklikler

Etkinlik yok

Anneler çocuklarının elbiselerini yıkayıp ütülediler, askıya astılar. Ayakkabılarını bir itina ile boyadılar. Çocukları erkenden yatırdılar. Çocuklar yatağın içinde bir o tarafı bir bu tarafı dönüp duruyordu. Bir türlü gözüne uyku girmiyordu. Gece yarısını geçe korodaki görevini hayal ederken uyuyuvermişti. Sabah erkenden annesinin sesiyle uyandı. Sıçradı sıcacık yatağından. Bir lokma ekmek ile bir parça peynir geçmedi boğazından. Doydum diyerek kalktı sofranın başından. Arkadaşlarına karıştı. Bir daha da ayırt edilmedi diğerlerinden.
Akşamı nerede geçireceğini kara kara düşünürken yanından tiner çekerek geçen arkadaşını gördü. Ona takıldı. Bir köşeye kısılıp sabahın olmasını bekledi. Bir iki saat uyumuştu ki kendi öksürme sesine uyandı. Etrafına bakındı. Açlıktan gözleri kararıyordu. Polisleri gördü. Bir an irkildi. Sonra onların da telaş esini anladı. Tiril tiril giyinmiş ellerinde bayrak sallayan çocukları gördü. Bir köşeye saklandı. Yırtık pantolonunu kirli gömleğini kimse görmesin diye. Çocukları imrenerek biraz da kıskanarak seyretti.
Çocukların arkasından bakarken yırtık bir bayrak buldu yerde. Onu yerden aldı buruşukluklarını koltuk altında düzelttikten sonra yanından geçen tinerci arkadaşlarına karıştı. Ve bir daha o da ayırt edilmedi diğerlerinden.
23 Nisan 1920’de Atatürk TBMM’yi kurup bu önemli günü çocuklara armağan ettiğinde yarınımızın çocuklarımızın elinde olduğunu o tarihlerde görmüştü. Günümüze gelindiğinde yalnızca okullarda bayrak sallayan şiirler okuyan çocuklarımıza mı armağan etmiştir bu bayramı? 23 Nisan’ı uzaktan seyreden veya bir terzihanede çalışan yada köprü altlarında sabahlayan çocuklarımızı hiç düşündünüz mü? Bunlar da bizlerin yarınları değil midir? Öyleyse yarınlarımızı hiç düşündünüz mü?
Antalya Valiliğinin sokak çocukları ile ilgili hazırladığı kısa bir röportaj beni çok etkiledi. Orada sokak çocuklarının bir kola karşılığı Emin ağabeylerine sınırsız inanıp içtenlikle sorunlarını paylaşmaları ders verir nitelikteydi. Biz ders vermeye alışmıştık ama oradaki çocuklar bize “yeter siz durun birazda bizi dinleyin” der gibiydiler. İğrenerek baktığımız bu çocukların sonuçta çocuk olduklarını unutmuştuk.
İşlenmemiş hamurun sokakta şekillenmiş haliydi. Bir çocuktan nefret edecek kadar küçülmüştük. Meşru ya da gayri meşru olarak dünyaya getirilen sonra da montajı yapılmamış araçlar gibi ortalıkta dolaşan çocuklar, çocuklarımız. Tabi kaza kaçınılmaz.
Yılda ne kadar çocuk sokaklara bırakılıyor?
Kaderleri midir?
Tinerciliğe alıştırılmış, kapkaççılığa, suça itilmiş ,çalıştırılmaya, istismara maruz bırakılmış çocuklar. Toplum dışına itilmiş çocuklar. Bizim çocuklarımız!
Hayalindeki hayatı yaşamayan, şiddete maruz kalan evden kaçan çocuklar. Evde ailelerinden bulamadıkları sıcaklığı sokaklarda arayan çocuklar. Kaderleri dediğimiz çocukları o noktadan sonra kaderleriyle baş başa bırakmak……
Emin ağabeylerine jiletle doğradığı kolunu, bıçakla kestiği göğsünü göstererek yardım dilenen çocuklar. İçlerinde hala insan olmanın verdiği duygu pırıltılarını görmek mümkündü. Şişedeki tineri bir köpük parçasının üzerine döküp köpüğün erimesini seyreden çocuklar. Kendilerinin toplumda eridiklerini seyreder gibiydiler.
Ekonomik bunalımlar, nüfus artış hızları, gelirdeki dağılım adaletsizlikleri, sonuçta parçalanan aileler. Gelecekleri garanti altına alınmadan küçük yaşta hayatın yükünün altında ezilmeye maruz bırakılan çocuk yaştaki babalar analar ve zavallı çocuklar, sokak çocukları.
Türkiye’de tehlikenin; sayıları binlerle ifade edilen tinerci çocuklar değil küçük yaşta fabrikalar veya başka işlerde çalıştırılan çocuklar olduğunu unutmayalım. Bunlar ise milyonlarla ifade ediliyor.
Oyun çağını bitirmiş ergenliğe adım atmış kişiliğinin şekil alma devresindeki çocuklar okullarda eğitim görmesi gerekirken fabrikalarda iş güçlerinden yararlanılmaya çalışan küçük yaştaki ameleler. Bu çocuklar bir meslek edindirilmeden hayatın kucağında kendilerini bulmaktadır. İş güvenceleri olmayan bu çocuklar işten ayrıldıklarında vasıfsız olarak iş bulma çabasındadırlar. Sayıları büyük kentlerde göçle beraber artan sokak çocukları ve küçük yaştaki işçiler! Bir gün karşımıza bir kapkaççı, bir tinerci yada bir tetikçi olarak çıkabilir.
Bu çocukları topluma kazandırmak mı? Taşıma suyla değirmen döndürmek…..
Her gün balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek…. Parçalanan ailelerin parçalanma sebeplerini bularak çözüm aramak, gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmak herkese yaşama alanı bırakacak uygulamalarla aileler parçalanmadan duruma müdahale etmek.
Nüfus artış hızının binde 28-29 olduğu 1950-1960’lardan sonra toplumdaki hızlı değişim ve bu değişime ayak uyduramayan insanlar. 1950 yıllarında Köprü Altı Çocukları diye tarif ettiğimiz çocuklar dünyadaki değişimle beraber sayıları günden güne artan çocuklar. Geceleri yatakları köprü altları, gündüzleri evleri sokaklar ve köşe başları olan çocuklar. Yaşamak için parayla yada karın tokluğuna cellatlık yaptırılan çocuklarımızdan bahsediyorum. İyi bir eğitim görmüş yetişmiş bir insanın devlete maliyetinin 50-60 bin YTL olduğu ülkemizdeki bu değerli insanları kaybetmek o kadar kolay ki.
Öldürülmesi ise bir ekmek parası kadar ucuz.
Aileden bulamadığı sıcaklığı köprü altlarında bir köpeğin sadakatliğinde bulan çocuklar , zavallı çocuklarımız.
Yine Antalya Valiliğinin filminde bir çocuğun “Biz okumak istiyoruz, Atatürk’ümüzü öğrenmek istiyoruz. Biz insanız Emin abi” diye haykırışı hala kulaklarımda çınlıyor.
Biliyoruz siz insansınız da sizi insan yerine koyacak bir muhatap lazım. Sesinizi daha çok duyacağız ama böyle giderse ya bir kapkaçta , ya bir cinayette yada anaların beddualarında…..
Bu gün ve bu hafta çocukların haftası. Ama hangi çocukların?
Bu gün yirmi üç Nisan. bu tablodan sonra bilmiyorum neşe doluyor mu insan?
İşte o Atatürk ki çocuklara 23 Nisanı armağan etmiş, yarınımız gençlerimiz, çocuklarımız demiş kişinin kemikleri sızlamaz mı yattığı yerde?

** Yorum için üyelik şart -- Yorum yapmak istiyorsan siteye giriş yap.

Yazarlarımız


IMAGE
Hakan Dinçer
IMAGE
Hueseyin Aksoy
IMAGE
Hasan Aksoy
IMAGE
İsmet Avşar
IMAGE
Kevser Aydın
IMAGE
Mehmet Karaaslan
IMAGE
Hüseyin Dinçer
IMAGE
Süleyman Kılıç

Son yorumlar

  • 30.07.2014 09:02
    abdal musa lokmasında köy müzesini faliyete geçeçek

    Devamını oku...

     
  • 28.07.2014 08:08
    Hasan Abi, egemegine saglik, cok güzel olmus :)

    Devamını oku...

Copyright